İNSAN VEKTÖREL OLABİLİR Mİ?

 

 

 

 

 

TASARIM SÜRECİNDE "VEKTÖR" KULLANIMI

 

Herkes tarafından bilinmese de "Vektör" kavramı mimari tasarımın en önemli unsurlarından biridir. Bu kavram, hareket ve kuvvetlerin gerek binanın ana formunun oluşumunda, gerekse iç mimari tasarımında, mekan algısını kuvvetlendirmeye yardımcı olur.

 

Vektör binanın çevresiyle etkileşime geçmesini yani bulunduğu yere ait olma hissini arttırır. Yapılan araştırmalara göre, insanların vektörel mekanları kendisine yakın hissetmesinin sebebi, vektörel mekan ile  insanın anatomik yapısının birbirine benzerliğidir.

 

Vektör son derece soyut ve karmaşık bir konu olmakla beraber matematiğin, geometrinin, fiziğin ve tıbbın birçok kavramının temelini oluşturmaktadır. Mimariye matematik ve fizik dünyasından giren, genel olarak başlangıç ve bitiş noktası, büyüklüğü ve uzunluğu belli olan, bir doğrultu üzerinde ok işareti ile gösterilen bir çizgidir, vektör.

Vektör kelimesinin kökeni, taşımak, bir yöne aktarmak, göndermek anlamına geldiği gibi,  tıp da etkeni bir konaktan diğerlerine aktaran canlı organizma anlamında da kullanılır.

 

 

Mimaride vektör, aks (eksen) kavramı ile çok karıştırılır. Akslar genelde bir düzlem üzerinde bulunan binaların merkezinden geçen ideal bir hattır. Bu hat, şehirlerin ana arterlerini oluşturur ve aks üzerinde büyümelerini sağlar.

 

 

 

 Fransa'nın başkenti Paris'te, Louvre Müzesi'nden, La Défense'a kadar ulaşan aks üzerinde, şehrin mimarisi

 

 

 

Vektörleri akslardan ayıran en önemli özelliği basit bir örnekle anlatmak gerekirse; her hangi bir küreyi,  kare küplerden oluşmuş bir kütleye attığımızda yönüne, yoğunluğuna ve şiddetine göre bu kare küpler farklı şekillerde deforme olurken, aks sistemi bu kare küpleri yok eder.

 

Vektör kavramı, mimarlıkta Rasyonalizm başlığı altında gelişen İtalyan modernizm hareketine liderlik eden Giuseppe Terragni’nin, Como'da bulunan “Casa del Fascio” ve  “Casa Giuliani-Frigerio” yapılarında bariz şekilde gözlemlenebilir.

 

Vektör kavramını Peter Eisenman'in 1961 ve 1963 yılları arasında Cambrige Universitesinde yazmış olduğu "The formal Basis of Modern Architecture" tezi ile çok ciddi bir şekilde ele alınmıştır. 1930’larda inşaa edilen iki eser bu araştırma sonucu modern mimarinin ikonik yapıları haline gelmiştir.

 

 

 

Yukarıdaki diyagramlar Casa del Fascio’un mimari kompozisyonundaki vektör kullanımı ile ilgilidir; bu vektör dışarıdan içeriye doğru gelişiyor ve temel formu birbirinden farklı “çıkartma” işlemleri sonucu  trasformasyonlara uğratıyor.

 

 

 

 

 

1- Kafes içine alınmış dört kulenin formu 
2- Avlunun temel formdan çıkartılması

3- Dış vektörün geldiği yüzeyin binanın genel

volümünden dışarı çıkarak avlu boşluğunu gizlemesi

4- Genel volümün dışarıdan içeriye “H” şeklide genişlemesi

 

 

 

 

Casa Giuliani-Frigerio‘da ise vektör, içeriden dışarıya doğru yönelerek yapının planında ve yüzeyinde patlamayı sembolize eden, birbirinden farklı otonom, dinamik  formlar oluşturuyor.

 

Casa Giuliani-Frigerio‘da vektör

 

 

 

Her iki örnekte de vektörlerin başlangıç noktası insan hareketleriyle ilişkilidir, “Casa del fascio” da, Como meydanında bulunan Duomo’nun köşesinden başlayan vektör, yapının giriş kapısından başlamak üzere, yapıyı trasformasyonlara uğratarak teras katında sonlanmaktadır. “Casa Giuliani-Frigerio” da ise apartman dairesi içinde mekandan mekana geçişte oluşan gerilimin dış cepheye yansımasıdır.

 

“Vektör”, kişilerin mekan içerisindeki dolaşımına, yönüne, mekanlar arası bağlantılar kurabilmesine ve kendi sınırlarını tanımlayabilmesine yardımcı olmaktadır.  İnsanın görme gücünün kısıtlı olmasından dolayı, mekanla olan ilişkisi, mekanı oluşturan parçaların zihinde birleştirilmesi ile oluşmaktadır. Bu farklı parçalar mekan içerisinde hareket ettikçe algılanır. 

Başka bir deyişle bakış açısının sürekli değişmesi ile insanlar, zihinlerinde mekana dair farklı ayrıntıları bir araya getirerek toplu bir mekan izlenimi oluştururlar.

 

 

 

Vektör hareketine bağlı tavan tasarımı "DUE project" toplantı odası

 

 

 

Bu fikirden önce, çok farklı bir mekan algısı hakim olmaktaydı, "Vektör kavramı" ile şuan ki mekan algısı ve  "içeride olma hissi" perçinlenmiştir. Bu farklı dünya görüşünün yani tek perspektifli "Aksiyal mekandan", "Vektörel mekana" geçişin benimsenmesi, insan vücudunun mekan içinde yürüyen bir  vektör gibi hareket ettiğinin kabul edilmesiyle gerçekleşmiştir.

 

 

 

Bernini'in Vatikan Meydanı eskizleri ve meydanın kuş bakışı görünümü

 

 

 

Mimarlık bu alanda ilk adımlarını belkide Rönesans döneminde hümanizm başlığı altında atmıştır. Hümanizm merkezine insanı alıyordu ve bu dönem insanoğlunun yaradılışına ilişkin sorular sorulan, bir sürecin başlamasına sebep oldu. Bu dönemin en önemli sanatçıları bu konuyu farkılı bakış açıları ile incelemişlerdir.

 

 

 

Leonardo da Vinci'in Vitruvius Adamı

 

 

Leonardo da Vinci, insan bedeninin kendine özgü bir mimari yapısı olduğunu anatomi üzerine yaptığı eskiz çizimleri ile gündeme taşımıştır. En önemli çalışması, İtalya’nın Venedik şehrinde bulunan Accademia müzesinin sanat galerisinde sergilenmekte olan “Vitruvius Adamı” dır. Bu eskizde “ İnsanların oranları” yada “Oranların kanunu” konusunda çalışmalar göze çarpmaktadır.

 

 

Leonardo da Vinci'in insan profili oranları

 

Da Vinci, altın oranını matematiksel bir dille  anlattığı bu eskiz çalışmalarında, insan vücudunun ideal formunu temel formlarla bütünleştirmeye çalışmıştır.

 

 

 

İnsan vücudu ve mimari arasındaki ilişkiyi inceleyen İtalyan sanatçı Michelangelo, bir eserde önemli olanın, insanların içinde bulunduğu mekanlar ile arasındaki ilişki olduğunu belirtmiştir. Michelangelo, insan anatomisine dair öğrendiği tüm ayrıntıları sanatına aktarmıştır.

 

Michelangelo'un insan vucüdundaki kas sistemini gösteren eskizleri

 

 

 

Yazar Mathias Enard'ın, Michelangelo’nun İstanbul sokaklarında geçirdiği günleri, kurgular ekleyerek romanlaştırdığı "Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara” adlı kitabında, mimariyi “Denge sanatıdır; vücut nasıl kolların, bacakların uzunluğu, kasların duruşu gibi belli yasalarla yönetiliyorsa, bir yapıda uyumunu garanti eden kurallara boyun eğer. (...) bir tapınağın güzelliği düzenden, unsurların kendi aralarında birbirlerine eklemlenmelerinden gelir.” sözleriyle tanımlar.

 

 

Mathias Enard'ın  Savaşları Kralları ve Filleri Anlat Onlara adlı kitabı

 

 

 

 

Modern döneme  geldiğimizde,  Le Corbusier'in “Modulor” adını verdiği mimarlıkta, mekanikte ve sanatta kullanılabilir evrensel bir sistem ile karşılaşırız. Bu sistem altın oranın ve insan ölçülerinin modülerleştirilmesidir.

 

 

 

 

 Le Corbusier "Modulor"

 

 

 

Le Corbusier olarak tanınan Charles-Edouard Jeanneret İsviçre asıllı Fransız mimar, modernizme ve uluslararası tarza yaptığı katkılar ile tanındı. 1911 yılında çıktığı Şark Seyahati sırasında geldiği İstanbul'da Ayasofya Müzesi, Topkapı Sarayı ve Kariye Camii için yaptığı krokiler ve gözlemler Modulor'ün gelişmesinde önemli rol oynamıştır.

 

“DUE project” mimarlık ofisi, tarihten günümüze kadar gelen bilim ve sanat dünyasındaki bu gelişmelerin insanı, tasarımın merkezine taşıdığını düşünmektedir. Mimarlık, mekansal bir deneyim kurma pratiğidir ve temelde mekanın içinde olma hissi ile ilişkilidir. Başarılı tasarımlar insanların hayatlarını değiştirebildiği gibi, insanlara  bir tür "ruhsal danışmanlık" yaparlar.

 

Çalışmalarında temel motivasyonu insan doğasından alan ”DUE project“ mimarlık ofisi, gelişigüzel "kentleşen"  yapıların bizi şekillendirmesinden ise çevrenin, önceden tasarlanarak, insan doğasına uygun biçimde gelişmesinin daha sosyo-kültürel bir şehir oluşturacağına inanmaktadır.

 

 

İNSAN VEKTÖREL OLABİLİR Mİ? adlı yazımızı beğendiyseniz paylaşabilirsiniz. Eğer herhangi bir sorunuz varsa bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

  

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Diğer yazıları görüntülemek için tıklayınız...
Copyright © Dueproject 2019, adres: Bağdat Caddesi no:95/6 Kadıköy/İstanbul,  email: info@dueproject.com​,  tel: +90216 345 0 678